Ebu Hureyre'den rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur. '' İnsanlar altın ve gümüş madenlerine benzer. İslam öncesi dönemde hayırlı olanlar, İslam döneminde de İslam'ı kavramak kaydıyla hayırlıdır. Ruhlar askeri birlikler gibidir. Birbiri ile tanışan ruhlar birbiri ile kaynaşırlar. Tanışmayanlar da ayrılığa düşerler. (Buhari Enbiya, Müslim Birr, Ebu Davud Edeb)
Hadisteki insan anlatımında inanın madene benzetilmesi önemlidir. Altın da gümüş de işlenmemiş halleri ile bir kıymet ifade etmezler. Bu iki maden de işlendikten sonra bir kıymet ifade ederler. Şüphesiz ki insanlar için en kıymetli cevher kendi çocuklarıdır. Herkes çocuğunun iyi bir eğitim almasını, toplumda önemli bir mevki kazanmasını ister ve bunun için çocuğu bir okula ve öğretmene teslim eder. Peki çocuğunu işlemesi için öğretmene veren toplumun gözünde öğretmenin değeri nedir? Soruyu biraz daha ileri taşıyalım eğitim sistemi içinde öğretmenini değeri nedir? Eğitim politikaları belirlenirken öğretmenin rolü nedir? ''Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum'' dan, ''hocam biliyorum bu çocuktan bir şey çıkmaz ama hiç olmazsa senin gibi bir öğretmen olsun.'' anlayışına nasıl geldik.
Neredeyse her gün şiddete uğrayan sağlık çalışanları, eğitimcilere reva görülen bu muamelede sizce de ters giden bir şeyler yok mu?
Evet üzgünüm öğretmenim, bir öğretmenimizi daha şiddete kurban verdik. Üstelik okulda isen güvendesin diyen bir öğretmenimizi.
Düşünsenize 1869 tarihinden itibaren süregelen eğitimi düzenleme, eğitime bir rota çizme çalışmalarımız var. Ama hala hangi sistemi uygulayacağımızı, nasıl bireyler yetiştireceğimiz konusunda bir karar verebilmiş değiliz. Gün gelmiş Alman ekolü etkisinde kalmışız, gün gelmiş Fransız ekolünün etkisi ile hareket etmişiz. Bu arada 1869 Maarif Nizamnamesinin Fransızların istekleri göz önüne alınarak hazırlandığını belirtmek isterim.
İşte tam da burada yukardaki hadiste geçen ruhların tanışması karşımıza çıkmaktadır.( Hadisin bu kısmı Hz. Aişe tarafından rivayet edilmiştir.) Ruhunu bizim ruhumuzdan almayan reformlardan olumlu sonuç almamız işin doğasına aykırıdır.
Modern Türkiye'nin eğitimde reform, yenilik, adına ne denirse densin eğitim alanında yaptığı çalışmalar 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile başlatılmıştır. Ancak nerede ise iki yüz yıla yakındır süren bu çabalar bir türlü dört başı mamur bir eğitim sistemi ortaya koyamamıştır. Tabi ki bu sistem veya sistemsizliğin bir çıktısı olan toplumda da öğretmenimizin canına kıyacak caniler yetiştirmiştir.
Eğitimde dikiş tutturamamanın bir
çok nedeni vardır. Elbette tek bir nedene bağlanamaz. Fakat bir nedenler sıralaması yaptığımızda en önemlisi kanaatimce Felsefesini bu topraklardan almayan reform çalışmalarıdır. Tam da hadiste bahsedilen ruhların tanışması burada karşımızda çıkmaktadır. Yapılan reformlar hiçbir zaman ruhunu bu topraklardan almamıştır. Herkesi okul duvarları arasına sıkıştırma çabaları bireylerin ilgi istidat ve kabiliyetlerini asla dikkate alan bir sistem değildir.
Talebe olmak istemeyen bireyleri istemedikleri bir eğitimi almaya zorlamak ne kadar tabii olabilir? Bizim eğitim sistemimiz kişinin talipli olup olmadığına bakmadan herkesi öğrenen olmaya zorlamaktadır. Bizim düşünüş ve zihin köklerimizde öğrenci değil talebe vardır. Yani önce talep eden olması gerekmektedir ki muallimi dinlesin.
Evet üzgünüz hukuk öğrencisi tarafından katledilen Ceren DAMAR, PKK tarafından katledilen Necmettin öğretmen, Gebze de öğrencisi tarafından katledilen Necmettin öğretmen için üzgünüz. Ama üzülmekten daha fazla yapabileceğimiz şeyler vardır.
Kopya isteyen ve kopyaya müsamaha göstermediği için akademisyeni öldüren bireyi yetiştiren eğitim sistemi mutlaka acilen derinden irdelenmeli, değiştirmelidir. Necmettin
öğretmeni PKK veya zibidi bir öğrencinin öldürmesi arasında hiçbir fark yoktur. Çeşitli meslek dallarında kalifiye eleman bulamamaktan şikayet edip, öğrenme talebi olmayan bireyleri okulda zorla tutup ona zorla diploma vermeye çalışmanın izah edilir tarafı yoktur. Okullara ilim irfan yuvası olmaktan çıkarıp bireylerin zorla tutulduğu soğuk mekanlar haline getiren zorunlu eğitimin pedagojik yönü izah edilemez.
Bu bağlamda Milli Eğitim Bakanlığımızın 2023 Eğitim vizyonu çalışmalarında öğretmenlik meslek kanunu tekrar düşünülmeli paydaşlarla müzakere edilmeli açık ve net ilkelerle öğretmenlerin onuru korunmalıdır.
Bu toprakların düşünce köklerinde “Bana Bir Harf Öğretenin 40 Yıl Kölesi Olurum” vardır. Peki bu anlayışta “hocam biliyorum benim çocuktan bir şey çıkmaz ama hiç olmazsa senin gibi bir öğretmen olsun” anlayışına nasıl geldik. Bunun sorgulanması ve öğretmenliğin onurunun korunması gerekmektedir.
Öğretmenlik ham maddesi ve çıktısı insan olan bir meslektir. Bizlere çocuklarını, geleceklerini emanet eden aileler bilmelidir ki öğretmenin tek amacı çocuklarını olumlu davranışlar kazanmaları sağlamaktır. Bir öğretmenin öğrencisi ile ''zamanında derse girmesi , sorumluluklarını yerine getirmesi, kamu malına zarar vermemesi, çevresi ile iyi geçinme, temel ahlaki ve insani değerlere sahip olma'' dışında karşı karşıya geleceği bir alan yoktur.
Aileler şunu da bilmelidir ki olumlu davranış kazanma ailede başlar. Çevresinden hep olumsuz tepkiler alan öğretmenler sadece dersi anlatmakla mükellef olur. Çocuklarının olumsuz davranışlarını düzeltme konusunda öğretmenlere sorumluluk yükleyenler en ufak bir uyarı durumunda bile okulu basıp öğretmene hesap sorma hadsizliğini kendinde görüyorsa amiyane tabiri ile eğitim bitmiştir.